Haber Detayı
26 Ağustos 2026 - Çarşamba 11:21
 
İsmail Türk Çocuk Yapın Demek Kolay, Ya Büyütmesi
Gazeteci İsmail Türk Yazdı. Çocuk Yapın Demek Kolay, Peki Bu Çocuklar Nasıl Büyüyecek?
Gündem Haberi


Gazeteci İsmail Türk Yazdı. Çocuk Yapın Demek Kolay, Peki Bu Çocuklar Nasıl Büyüyecek?

Çocuk Yapın Demek Kolay, Peki Bu Çocuklar Nasıl Büyüyecek?

Dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin ve Türk dünyasının da geleceğini tehdit eden en önemli meselelerden biri, doğum oranlarının giderek düşmesidir.

 

Bu meseleyi yalnızca ekonomiye bağlamak elbette eksik olur. Şehirleşmeden değişen aile yapısına, bireyselleşmeden evlilik yaşının yükselmesine, kadınların eğitim ve çalışma hayatındaki değişimlerden gelecek kaygısına kadar pek çok sebep vardır. Ancak bütün bunları söylerken ekonominin, özellikle de gençlerin evlenebilme ve aile kurabilme imkânlarının belirleyici unsurlardan biri olduğunu görmezden gelemeyiz.

 

Bilal Erdoğan’ın bir üniversitenin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin daha fakir olduğu dönemlerde çocuk sayısının daha fazla olduğuna dikkat çekerek meseleyi yalnızca ekonomik şartlarla açıklamanın doğru olmadığını söylediği aktarılıyor.

 

İlk bakışta haklı gibi görünen bu yaklaşımın atladığı çok önemli bir gerçek var:

Dünün fakirliğiyle bugünün fakirliği aynı şey değildir.

Eskiden Anadolu’da geniş aile düzeni hâkimdi. Bir baba evinde birkaç evlat evlenir, aynı çatı altında yaşamaya devam ederdi. Aynı mutfakta yemek pişer, aynı sobayla birkaç oda ısınırdı. Çocukların bakımında büyükanne, büyükbaba, hala, teyze, amca devreye girerdi. Aile yalnızca anne, baba ve çocuktan ibaret değildi; aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir dayanışma kurumuydu.

Şehirleşmeyle birlikte bu yapı büyük ölçüde dağıldı.

 

Bugün evlenen her genç çiftin ayrı bir eve ihtiyacı var. Ev satın almayı bir tarafa bırakalım; birçok genç daha evlenmeden “Kirayı nasıl ödeyeceğim?” diye düşünüyor. Kira var, depozito var, eşya var, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım, gıda giderleri var.

 

Bunun üzerine bir de çocuk geldiğinde masraflar katlanıyor.

Üstelik burada gözden kaçırılan çok önemli başka bir gerçek daha var: Eskinin bebeğiyle bugünün bebeğinin aile bütçesine getirdiği tüketim maliyeti de aynı değildir.

 

Geçmişte çocuklar çoğu zaman büyük kardeşlerinin kıyafetlerini giyerdi. Bir bebeğin elbisesi, kazağı, patiği aile içinde başka bir bebeğe geçerdi. Bugünkü kadar geniş bir bebek ürünleri sektörü ve aileleri sürekli tüketime yönelten bir piyasa da yoktu.

 

Bebek bezinden ıslak mendile, pişik kreminden şampuana, mamadan biberona, emzikten bebek arabasına, oto koltuğundan beşiğe kadar bugün sıradan kabul edilen birçok ürün ya hiç kullanılmıyor ya da bugünkü yoğunlukta tüketilmiyordu.

 

Çocuk büyütmek elbette geçmişte de emek ve fedakârlık istiyordu. Fakat bugünün anne babası, daha bebek dünyaya gelmeden uzun bir ihtiyaç listesiyle karşı karşıya kalıyor.

 

Bir bebeğin günde kaç bez kullandığından, bunun ayda kaç pakete ulaştığından; mama gerekiyorsa aylık mama giderinden; sürekli büyüdüğü için yenilenen kıyafetlerinden; ıslak mendilinden, bakım ürünlerinden, ek gıdasından ve sağlık giderlerinden Sayın Bilal Erdoğan’ın haberi var mıdır?

 

Bunların günlük, aylık ve yıllık olarak bir aile bütçesinde ne anlama geldiğini hiç hesaplamış mıdır?

 

Dolayısıyla “Biz fakirken daha çok çocuk yapıyorduk” demek, yalnızca gelir seviyesini karşılaştırmak demektir. Oysa karşılaştırılması gereken gelir değil, gelir karşısındaki hayatın maliyetidir.

 

Burada hemen başka bir itiraz gelebilir:

“Peki gelir seviyesi yüksek olan aileler de az çocuk yapıyor. Onlar da mı geçim derdinde?”

Hayır. İşte tam da bu nedenle doğum oranlarının düşmesini yalnızca ekonomiyle açıklamanın yanlış olduğunu baştan söylüyoruz.

 

Gelir seviyesi yüksek olduğu hâlde çocuk sahibi olmak istemeyen veya tek çocukla yetinen insanların tercihlerinin sosyolojisi farklıdır. Burada ekonomik yetersizlikten çok hayat tarzı, kariyer tercihleri, bireyselleşme, kişisel özgürlük anlayışı ve konfor alanından vazgeçmek istememe gibi faktörler devreye girebilir.

 

Modern hayatın ortaya çıkardığı konforist insan tipi için çocuk bazen yalnızca ekonomik bir maliyet değil; zamanından, seyahatinden, kariyerinden ve kişisel özgürlüğünden fedakârlık anlamına gelmektedir. Sosyal ve toplumsal sorumluluk duygusu zayıflamış bazı insanlar açısından kendi hayat standardını ve konforunu sürdürmek, aileyi büyütmekten daha öncelikli hâle gelebilmektedir. Bu nedenle hiç çocuk sahibi olmamayı tercih eden veya bir çocukla yetinen yüksek gelirli insanlar elbette vardır.

 

Fakat bu ayrı bir sosyolojik değerlendirme konusudur.

Bu kesimin davranışını alıp ekonomik sıkıntılar nedeniyle evlenemeyen veya ikinci çocuğu düşünemeyen milyonlarca insanın durumuyla aynı kefeye koymak doğru değildir.

 

Çünkü birinin önündeki soru “Konforumdan ne kadar fedakârlık etmek istiyorum?” olabilirken, diğerinin önündeki soru “Bu çocuğun bezini, mamasını ve kirasını nasıl ödeyeceğim?” sorusudur.

 

İkisi aynı şey değildir.

Nitekim uluslararası araştırmalar da gelir ile doğurganlık arasındaki ilişkinin sanıldığı kadar basit olmadığını gösteriyor. Gelirin yükselmesi bazı toplumlarda doğurganlığı azaltabilirken, ekonomik güvence ve iş-aile dengesinin sağlandığı başka toplumlarda yüksek gelir daha fazla çocuk sahibi olmayı kolaylaştırabilmektedir. Dolayısıyla yüksek gelir grubundaki düşük doğurganlığı bütün toplumun davranışını açıklayan bir ölçü hâline getirmek doğru değildir.

 

Üstelik mesele çocuğun yalnızca karnını doyurmak da değil.

Son yıllarda devletin anayasal ve sosyal sorumluluk alanında bulunan eğitim ve sağlık hizmetlerinde özel sektörün ağırlığının giderek artması, ailelerin omuzlarına yeni maliyetler yükledi. Toplumda yıllarca “İyi eğitim istiyorsanız özel okula gönderin”, “Daha iyi sağlık hizmeti istiyorsanız özel hastaneye gidin” anlayışı güçlendirildi.

 

Dershanelerden özel okullara, özel hastanelerden tamamlayıcı eğitimlere kadar çocuk yetiştirmenin maliyeti olağanüstü arttı.

Şimdi genç bir çifte “Üç çocuk yapın” demek kolay.

Peki o genç önce nerede yaşayacak?

Evinin kirasını nasıl ödeyecek?

Çocuğunun bezini, mamasını, kreş parasını, okul masrafını, kıyafetini, beslenmesini, ulaşımını nasıl karşılayacak?

İyi eğitim vermek isteyen anne babanın önüne çıkarılan özel okul ücretlerini kim ödeyecek?

Sağlıkta, eğitimde ve barınmada aile kendisini yeterince güvende hmiyorsa, geleceğe nasıl güvenle bakacak?

 

İşte asıl mesele budur.

Geçmişte insanlar bugünkünden daha fakir olabilirlerdi; fakat hayatın ekonomik organizasyonu farklıydı. Köyde veya kasabada yaşayan geniş aile, kendi gıdasının bir bölümünü üretiyor, aynı evde birkaç kuşak yaşayabiliyor ve çocuk bakımını aile içinde paylaşabiliyordu.

 

Bugünün şehir hayatında ise neredeyse her şey parayla satın alınmak zorunda.

Eskiden bahçeden gelen domatesin, kümesten alınan yumurtanın, aile büyüğünün baktığı çocuğun bugün ekonomik bir karşılığı var. Kreş para, servis para, kira para, bakım para, eğitim para, mama para, bez para…

 

Dolayısıyla geçmişteki doğurganlık oranlarıyla bugünün şartlarını yalnızca “O zaman daha fakirdik ama daha çok çocuk yapıyorduk” cümlesi üzerinden karşılaştırmak sosyolojik dönüşümü görmezden gelmektir.

 

Dahası bugün birçok genç çocuk yapmayı değil, evlenebilmeyi tartışıyor.

Düzenli işi olmayan, kazandığı ücretin önemli bölümünü kiraya vermek zorunda kalan, konut sahibi olmayı hayal dahi edemeyen bir gence “Neden üç çocuk yapmıyorsun?” diye sormadan önce “Bu genç neden yuva kuramıyor?” diye sormamız gerekir.

 

Türkiye’nin doğum oranlarının düşmesi gerçekten bir beka meselesi olarak görülüyorsa çözüm nutuk atmak değildir.

 

Gençlerin evlenmesini kolaylaştırmak gerekir.

Ulaşılabilir konut politikaları gerekir. Genç ailelere uzun vadeli destek gerekir. Kreş ve çocuk bakım imkânlarının yaygınlaştırılması gerekir. Nitelikli devlet okullarına yeniden güven duyulması gerekir. Sağlık hizmetlerinde vatandaşın ekonomik kaygı yaşamaması gerekir. Anne ve babanın çocuk sahibi olduğunda hayat standardının çökeceği korkusunu yaşamaması gerekir.

 

Çünkü insanların bir bölümü çocuk sahibi olmaktan vazgeçmiyor; geleceklerinden emin olamadıkları için çocuk sahibi olmayı erteliyor.

 

Türk dünyasının nüfus meselesini ciddiye alacaksak aileyi yalnızca kültürel söylemlerle değil, ekonomik ve sosyal politikalarla da korumak zorundayız.

 

Bir millete “Çoğalın” demek kolaydır.

Asıl devlet yönetme başarısı, insanların gönül rahatlığıyla evlenebildiği, çocuk sahibi olabildiği ve “Bu çocuğun geleceği ne olacak?” diye korkmadan yaşayabildiği bir düzen kurabilmektir.

 

Çünkü mesele kaç çocuk istediğimiz değil, o çocukların nasıl bir Türkiye’de büyüyeceğidir.

Kaynak - Çocuk yapın demek kolay, peki bu çocuklar nasıl büyüyecek? | İsmail TÜRK

 

Kaynak: (MHA) - Malatya Haber Ajans Editör: Hidayet Özpolat
 
Etiketler: İsmail, Türk, Çocuk, Yapın, Demek, Kolay,, Ya, Büyütmesi,
Haber Videosu
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Gençlerbirliği
6
3
0
0
2
2
2
Galatasaray
4
6
0
1
1
2
3
Samsunspor
4
5
0
1
1
2
4
Trabzonspor
4
3
0
1
1
2
5
Alanyaspor
4
2
0
1
1
2
6
Gaziantep FK
4
2
0
1
1
2
7
Kasımpaşa
4
2
0
1
1
2
8
Fenerbahçe
3
5
1
0
1
2
9
Başakşehir
3
3
1
0
1
2
10
Amed Sportif
3
3
1
0
1
2
11
Kocaelispor
3
2
1
0
1
2
12
Beşiktaş
3
1
1
0
1
2
13
Rizespor
3
1
1
0
1
2
14
Göztepe
1
3
1
1
0
2
15
Arca Çorum
1
2
1
1
0
2
16
Konyaspor
0
2
2
0
0
2
17
Eyüpspor
0
0
2
0
0
2
18
Erzurumspor
0
0
2
0
0
2
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı