Haber Detayı
06 Ağustos 2026 - Perşembe 21:25
 
Kürt Seçmeni Matematik Sanan Seçimi Kaybeder
Eğitimci ve tarihçi Hasan Köse, ‘erken seçim’, ‘baskın seçim’, ‘normal seçim’in konuşulduğu bugünlerde Kürt seçmen üzerinden yapılan tartışmaları yazdı.
Siyaset Haberi


Eğitimci ve tarihçi Hasan Köse, ‘erken seçim’, ‘baskın seçim’, ‘normal seçim’in konuşulduğu bugünlerde Kürt seçmen üzerinden yapılan tartışmaları yazdı.

 

Kürt seçmen üzerinden sadece matematik hesabı yapanların kaybedeceğini ifade eden Köse, “Asıl soru ‘Kimin kaç oyu var?’ değil, ‘Kim dağınık toplumsal enerjiyi ortak bir yöne çevirebiliyor?’ sorusudur” diyor.


Türkiye’de siyaset hâlâ eski bir kolaycılıkla okunuyor: Birkaç anket yan yana konuyor, adayların isimleri sıralanıyor, sonra da Kürt seçmenin oyları sanki boş bir haneye yazılacak rakamlarmış gibi dağıtılıyor. Erdoğan’ın tabanı şurada, CHP’nin oyu burada, DEM Parti’nin seçmeni de ikinci turda “zaten” muhalefete gider deniliyor. İşte tam bu noktada analiz bitiyor, propaganda başlıyor. Çünkü Kürt seçmen kimsenin tapulu malı değildir; DEM Parti de başka bir partinin eksik oylarını tamamlamakla görevli seçim aparatı değildir.

 

Emergia Teorisi siyaseti bu yüzeysel aritmetiğin altından okur. Toplumsal güç, tek tek oyların toplamından ibaret değildir. Güç; anlamın, güvenin, beklentinin, kurumların ve davranış tekrarlarının aynı yönde yoğunlaşmasıyla doğar. Egemenlik de bu yönün stabilize olmuş hâlidir. Seçim günü sandığa düşen oy, aylar ve yıllar boyunca biriken görünmez koordinasyonun son hareketidir. Bu nedenle asıl soru “Kimin kaç oyu var?” değil, “Kim dağınık toplumsal enerjiyi ortak bir yöne çevirebiliyor?” sorusudur.

 

Bugün Türkiye siyasetinin en güçlü stabilize merkezi hâlâ Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bunun nedeni yalnızca seçmen sadakati değildir. Erdoğan’ın etrafında parti teşkilatı, devlet tecrübesi, muhafazakâr kimlik, güvenlik anlatısı, medya düzeni, sosyal yardım ağları ve yirmi yılı aşan davranış tekrarları bulunmaktadır. Bu kadar uzun süre üretilmiş siyasal gravite bir gecede dağılmaz. Fakat dağılmaması güçlendiği anlamına da gelmez. Ekonomik yorgunluk büyüdükçe, gelecek ümidi daraldıkça ve iktidar kendisini ancak daha yüksek kutuplaşmayla ayakta tutabildikçe koordinasyonun maliyeti yükselir. Emergia açısından sürekli daha fazla baskı, daha fazla propaganda ve daha fazla merkezî kontrol ihtiyacı, görünmez egemenliğin eskisi kadar rahat işlemediğinin işaretidir.

 

Erdoğan’ın Kürt seçmenle ilişkisi de aynı çelişkiyi taşır. Bir tarafta muhafazakâr Kürt seçmenle kurulmuş tarihsel bağ, devlet kapasitesi ve yeni bir siyasal süreci gerçekten başlatabilecek yürütme gücü vardır. Diğer tarafta sona eren çözüm süreci, kayyım uygulamaları, siyasal alanın daralması ve güvenlikçi dilin ürettiği ağır bir güvensizlik birikmiştir. Erdoğan yeni bir açılım başlatabilir; fakat bunun gerçek bir yön değişikliği sayılması için söylem yetmez. Yerel iradeye saygı, hukuki güvence ve tutarlı kurumsal davranış gerekir. Kürt seçmen artık cümle değil, tekrar eden davranış görmek istiyor.

 

Muhalefetin en büyük hatası ise Kürt seçmenin Erdoğan’a duyduğu tepkiyi kendisine verilmiş açık çek sanmasıdır. Değildir. Kürt seçmenin beklentileri kimlik başlığına sıkıştırılamaz. Eşit yurttaşlık, anadil ve kültürel tanınma kadar hukuk güvenliği, seçilmişlerin iradesi, ekonomik adalet, genç işsizliği, bölgesel eşitsizlik, barış ve onurlu temsil de belirleyicidir. Dahası Kürt seçmen homojen değildir. DEM Parti’ye güçlü aidiyet duyanlar, AK Parti’ye yakın muhafazakârlar, büyükşehirlerde stratejik oy kullananlar, genç ve kararsız seçmenler, siyasetten uzaklaşanlar aynı alanın içinde fakat farklı yoğunluklarda hareket eder. Onları tek komutla yön değiştiren bir blok gibi görmek siyasal körlüktür.

 

DEM Parti bu nedenle bir “oy deposu” değil, bağımsız bir gravite merkezidir. Kendi seçmen hafızası, örgütsel ağı, yerel yönetim deneyimi ve demokratik temsil iddiası vardır. Akademik çalışmalar da Türkiye’de muhalefet koordinasyonu ve stratejik oy davranışı içinde Kürt oylarının kritik rolünü açık biçimde gösteriyor. Fakat stratejik oy, teslimiyet değildir. DEM Parti başka bir adayın kazanması için kendi siyasal varlığını askıya almak zorunda değildir. Desteğin tabanda meşrulaşması gerekir. Bunun yolu kapalı kapılar ardındaki pazarlıktan değil, açık ilkelerden geçer: kayyım rejiminin sona ermesi, hukuk devletinin yeniden kurulması, yerel demokrasinin korunması, barışçı siyasetin önünün açılması ve ekonomik eşitsizlikle mücadele.

 

Mansur Yavaş genel seçmen içinde en geniş hizalanmayı sağlayabilecek isimdir. CHP seçmeni, milliyetçiler, merkez sağ ve iktidardan kopan muhafazakârlar onun etrafında kendi kimliğini terk etmeden buluşabilir. Bu, düşük koordinasyon maliyeti demektir. Fakat aynı rahatlık Kürt seçmen için otomatik değildir. Yavaş’ın milliyetçi geçmişi ve Kürt meselesinde temkinli, hatta çoğu zaman sessiz tutumu DEM Parti tabanında yüksek bir güven eşiği yaratır. “Herkese eşit hizmet” cümlesi artık yeterli değildir. Kayyım, yerel irade, hukuk ve demokratik çözüm konusunda açık konuşmayan bir aday, Kürt seçmenin oyunu değil yalnızca sabrını sınar. Yavaş bu eşiği aşarsa en güçlü ortak aday olur; aşamazsa geniş görünen koalisyonun kritik halkası eksik kalır.


Ekrem İmamoğlu ise en yüksek rezonans ve mobilizasyon kapasitesine sahip muhalefet aktörüdür. Özellikle büyükşehirlerde Kürt seçmenle daha güçlü bir kent ilişkisi kurabilir. Değişim söylemi, görünürlük ve kampanya enerjisi dağınık memnuniyetsizlikleri hızla ortak harekete çevirebilir. Ancak İmamoğlu’nun sorunu da tam burada başlar: O, destekçilerini olduğu kadar karşıtlarını da mobilize eder. İktidar bloğu onun karşısında daha kolay sertleşir, milliyetçi çevreler daha hızlı hizalanır. Kürt seçmen açısından ise kapsayıcı dil tek başına yetmez; kriz anında geri adım atmayan, demokratik ilkeleri seçim hesabına kurban etmeyen bir tutarlılık gerekir. Rezonans güvene dönüşmezse gürültü büyür, gravite büyümez.

 

Bu çalışmanın senaryosunda Özgür Özel’in başında bulunduğu Yeni Parti, tablonun en kritik yeni değişkenidir. Bu parti sağ bir parti değildir. CHP’den kopmuş, sol koalisyonu temsil eden ve sağ seçmenden de oy almayı hedefleyen yeni bir siyasal merkezdir. Sağdan oy istemek sağcı olmak değildir; mesele, sol bir çekirdeğin ülkenin daha geniş kesimleriyle hangi ortak dili kuracağıdır. Yeni Parti’nin avantajı sıfırdan doğmamasıdır. CHP’den devraldığı kadro, belediye deneyimi, seçmen hafızası ve örgütsel bağlar ona hazır bir ilişkisel yoğunluk sağlar. Fakat aynı miras onu CHP’nin gölgesinde bırakabilir. Seçmen Yeni Parti’yi “daha cesur bir CHP” olarak mı, yeni demokratik sol merkez olarak mı, yoksa yalnızca parti içi kopuşun ürünü olarak mı görecek? Stabilizasyon bu sorunun cevabına bağlıdır.

 

Yeni Parti’nin Kürt seçmenle ilişkisi belirleyici olacaktır. Özgür Özel, hukuk, sosyal adalet, yerel demokrasi ve diyalog başlıklarında daha açık bir hat kurabilir. Bu, DEM Parti ile gerçek bir demokratik program üretme fırsatıdır. Fakat sağdan oy alma korkusuyla Kürt meselesinde susarsa iki tarafta da güven kaybeder. Sol seçmen ilkesizlik görür, sağ seçmen de taklidi aslına tercih etmez. Yeni Parti, Kürt seçmeni seçim matematiğinin tamamlayıcısı değil, yeni Türkiye koalisyonunun kurucu ortağı sayarsa gravite üretir. Aksi hâlde CHP’den kopardığı enerjiyi dağıtır, fakat yeni bir yön kuramaz.

 

CHP ise artık yalnızca AK Parti ile değil, kendi içinden çıkan bu yeni sol merkezle de hesaplaşmak zorundadır. Büyükşehir belediyeleri, yerleşik örgüt ve geçmiş stratejik iş birliği CHP’ye hâlâ ciddi bir ağırlık sağlar. Fakat parti, Kürt seçmenle ilişkisini seçimden seçime hatırlanan örtük dayanışma düzeyinde tutamaz. “Bize oy verin, sonra konuşuruz” devri kapanmıştır. CHP açık demokratik program üretmezse Yeni Parti daha cesur bir dille kentli Kürt seçmeni ve sol-demokrat tabanı çekebilir. Üstelik bu rekabet sadece oy paylaşımı değildir; Türkiye’de demokratik solun meşru merkezi kim olacak sorusunun kavgasıdır.

 

Kemal Kılıçdaroğlu bu alanda güçlü bir tarihsel hafızayı, fakat zayıflamış güncel graviteyi temsil ediyor. CHP’yi daha kapsayıcı bir çizgiye taşıması ve farklı muhalefet partilerini aynı masa etrafında toplaması küçümsenemez. Fakat 2023 yenilgisi, özellikle ikinci turdaki sert milliyetçi yön değişimiyle birleşince Kürt seçmende ciddi bir güven kırılması yarattı. Seçmene önce eşit yurttaşlık vaat edip sonra korku siyasetine yaslanmak, koordinasyonu değil çözülmeyi üretir. Kılıçdaroğlu’nun diyalog hafızası vardır; fakat bu hafızayı yeniden mobilizasyona çevirecek başarı beklentisi büyük ölçüde aşınmıştır.

 

İYİ Parti’nin sorunu da yalnızca düşük oy değildir. Parti hangi yönü temsil ettiğini kaybetmiştir. Milliyetçi hassasiyet, merkez sağ iddia, iktidar karşıtlığı ve DEM Parti’ye mesafe aynı anda taşınmaya çalışıldıkça ortak anlam alanı parçalanmıştır. Her stratejik karar yeniden açıklanmak zorunda kalıyor; bu da yüksek koordinasyon maliyeti demektir. Kürt seçmenle demokratik bir ortaklık kuramayan, buna karşılık iktidar blokundan da ayrışmış güvenilir bir gelecek sunamayan İYİ Parti, iki alan arasında siyasal yerçekimini kaybediyor.

 

Gelecek seçimin üç sert senaryosu vardır. Birincisi, muhalefetin parçalanmasıdır. Yavaş, İmamoğlu, Yeni Parti, CHP ve Kılıçdaroğlu farklı yönler üretir; DEM Parti de kendi bağımsız hattında kalırsa muhalefetin toplam oyu yüksek olsa bile ortak egemenlik doğmaz. Erdoğan’ın alanı daralmış olsa da tek merkezli kaldığı için yeniden avantaj kazanır. İkinci senaryo, programatik demokratik ittifaktır. DEM Parti’ye gizli destekçi muamelesi yapılmaz; hukuk, kayyım, yerel demokrasi, barış ve ekonomik adalet konusunda açık bir çerçeve kurulur. Bu durumda muhalefet yalnız oy toplamış olmaz, yeni bir toplumsal yön üretir. Üçüncü senaryo ise güvensizlik ve düşük katılımdır. Hem iktidar hem muhalefet Kürt seçmeni araçsallaştırırsa seçmenin bir bölümü sandıktan çekilir. Başa baş bir yarışta seçimi en çok konuşan değil, sandığa gitmeyen Kürt seçmen belirler.

 

Türkiye’nin yeni seçim eşiği tam buradadır. Erdoğan en güçlü stabilize merkezdir, fakat bu merkezi ayakta tutmanın maliyeti yükseliyor. Yavaş en geniş hizalanmayı sunuyor, fakat Kürt seçmenin güven eşiğini aşmak zorunda. İmamoğlu en yüksek rezonansı yaratıyor, fakat karşı-rezonansı da büyütüyor. Özgür Özel’in Yeni Partisi yeni bir sol koalisyon kurabilir, fakat bunun için Kürt seçmeni eşit kurucu aktör olarak kabul etmesi gerekir. CHP, eski alışkanlıklarla yeni dönemi yönetemez. DEM Parti ise kimsenin yedek lastiği değildir.

 

Seçimin kaderini Kürt oylarının “nereye gideceği” değil, Kürt seçmenin hangi ortak geleceğe inanacağı belirleyecek. Onur, hukuk, temsil, barış ve ekonomik adalet aynı yönde birleşirse yeni bir gravite doğar. Bu alanı kuran kazanır. Kürt seçmeni sayı, DEM Parti’yi aparat, demokratik talepleri de seçimden sonra unutulacak pazarlık maddesi sanan ise yalnız seçimi değil, Türkiye’nin birlikte yaşama ihtimalini de kaybeder.

*Hasan Köse, eğitimci ve tarihçi.  https://www.karar.com/gorusler/kurt-secmeni-matematik-sanan-secimi-kaybeder-2064146

Kaynak: (MHA) - Malatya Haber Ajans Editör: Hidayet Özpolat
 
Etiketler: Kürt, Seçmeni, Matematik, Sanan, Seçimi, Kaybeder,
Haber Videosu
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Gençlerbirliği
0
0
0
0
0
0
2
Trabzonspor
0
0
0
0
0
0
3
Samsunspor
0
0
0
0
0
0
4
Rizespor
0
0
0
0
0
0
5
Konyaspor
0
0
0
0
0
0
6
Kocaelispor
0
0
0
0
0
0
7
Kasımpaşa
0
0
0
0
0
0
8
Başakşehir
0
0
0
0
0
0
9
Göztepe
0
0
0
0
0
0
10
Alanyaspor
0
0
0
0
0
0
11
Gaziantep FK
0
0
0
0
0
0
12
Galatasaray
0
0
0
0
0
0
13
Fenerbahçe
0
0
0
0
0
0
14
Eyüpspor
0
0
0
0
0
0
15
Erzurumspor
0
0
0
0
0
0
16
Arca Çorum FK
0
0
0
0
0
0
17
Beşiktaş
0
0
0
0
0
0
18
Amed Sportif
0
0
0
0
0
0
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı